6 Kasım 2019 Çarşamba

ELENİ

Son orbitalde, eşit  sayıda
elektronlarımız var Eleni,
atomlarımızla  dokunmadıkça
öpüşmüş olamayız.

Helyumun valans kabuğunun 
yüksek seviyeli proton kabzasıyla,
üç boş P orbitalinin
ülkesiyiz biz.     

Skandiyum ve itriyum  komşularımızsa
soygazların  organları neden yetersiz,
bir Madelung kuralıyla boğuşmaktayız biz,                                                                                              militer bir  dizilim.                                                                                                                                                                   
Eleni, aktinyum, lütesyum
ve  lavrensiyum teyzelerimiz.

Rölativistik etkiler
uyduların trafiğini düzenleyecek
Ispartalı polisler
gereksiniyor!

Sebum salgısı oranı düşük
Güneş rüzgârları esmiyor.

Van Allen kuşağıyla bezeli
melankolik bir dünya bu.

Taç küreler, fraktal sondalar
kozmik  radyasyonun yapı taşları
Sri Lanka'nın cennet kuşlarıyla dolu.

Samanyolu'nda hep senin izini  sürüyorum
sonsuzluğun sisleri arasında  yitip giden.

Hiç bir umudum yok, hiç bir beklentim yok senden.                                         

Tanrıların çatıştığı, bir sabır kuşağıyım.

Cehennemi olanaklarla süslü dünyada
bir  Sisifos Söylencesi olmak istiyorum ben!..


***

SANATÇI KİME DENİR?
Bütün dünya ressamlarla dolu, peki ressam kim ve eğer unutulacaksa bir ressam neden bu işi yapar, çünkü sanat zamana karşı koyma içgüdüsüyle girişilen bir uğraş, diğer uğraşlar görecelikle sıradan kabul ediliyor, sanat zamana, yaşama, dünyaya, tanrıya, ölüme karşı açılan bir tür savaş ve düşünceyle yoğrulmadıkça ve düşüncenin bir yansıması olmadıkça beyhude bir şey...
Pek çok insan tanıyorum hala uğraş içindeler ve kendimizi -söylemekten çekinmemek gerekir- içgüdüsel anlamda olsa da beğenmedikçe sanat insanı yıpratıp, bir yok oluşa sürükleyebilir. Deyim yerindeyse sanatçı kendisiyle barışık olabilmelidir. Öyleyse sanatçı kim peki, bu resimde, bir ülkede tıpkı bizler gibi kendi ütopyasında yaşayan bir ressam var, bizim ondan haberimiz bile yok, ama tıpkı bildiğimiz ressamlarımız gibi bir atölyenin içinde, olasılıkla mutlu ve bir güven içinde bakın nasılda poz vermiş.
Bu benim ilgimi çekti, yerel bir ressam olarak unutulup gidecek mi bir gün, yoksa kataloglarda adı anılmadan geçilmeyecek biri mi olacak sonunda, tek sorun bu mu diye düşünebiliriz, ama o değil, sanatçı düşüncesinin karşılık görmesini ister, sonuçta bir düşüncenin ortaya koyduğu bir figür olduğu için, örneğin okunmak, bakılmak, değerlendirilmek, söz edilmek ister uğraşını verdiği konuda, bu saçma bir şey değildir.
Sokrates düşüncesinin değeri olduğunu varsayarak kuramlar ortaya atıyordu, Platon devleti eleştirirken, bu konuda kendisinin görüşlerine başvurulmasını düşlüyordu doğallıkla, yoksa sanat sıradan bir şey olsaydı, öyle algılansaydı, ne Marks Kapital'i yazmaya soyunurdu, ne Picasso ömrünce resim yapardı, ne Evliya Çelebi gördüklerini yazıya dökmeye kalkardı. Sanat zamana bir karşı koyma isteğidir, bir varoluş biçimi olarak, bir anlamda ölüme karşı bir meydan okuma, ama araç olarak düşüncenin seçildiği bir alan olmak kaydıyla, bir marangoz eğer yapıtlarında bir düşünce ortaya koyabilse ya da farklı bir bakış açısı geliştirebilseydi ona da sanatçı diyebilecektik; onu sanatçıdan ayıran, tekdüze ve bir tür yinelemenin için de yaşayıp gitmesidir. Sanat bir yadsıma, yadsımanın yadsınması veya bir aşkınlığın içsel ya da dışsal bir görüngüde kendine yer bulabilmesidir. Düşünsel bir zorbalıkla, doğallıkla, seçkinlikle, aşkınlıkla olabilir bu...
Öyleyse sanat, verili dünyamıza bir tür karşı koyuş, farklı bir düşüncenin ileri sürülerek, yeni bir ufuk açmanın hülyası ve bildiğimizin bir yanılsama ya da yetersizliğin girdabı olduğunu ileri sürerek bir tür yadsıma ve yansımadır. Sanatçı, bakın bu Van Gogh, işte bu Platon'un görüşü, bu dizeler Nazım'ın, bu açını Marks ileri sürmüş diyebildiğimizde sanatçıdır.
Bunun ayrımına varmak için ne yazık ki zamana gereksinim var, çünkü tıpkı bu resimde, çabalarının önünde derin bir bakışla poz veren sanatçının durumunda olduğu gibi, onun gelecekte mahşerin dört atlısından biri olabileceğini anlayabilmemiz ya da ileri sürebilmemiz veya kabullenebilmemiz için beklememiz gerekir. Çünkü bizimde tıpkı burada olduğu gibi düşlerinin içinde boğulmuş, selinin içinde sürüklenmiş nice ressamımız ve sayısız sanatçımız var.
Ama düşüncesi; bugünü, geleceği ya da zamanın her hangi bir kesitini değiştirebilen veya sonsuzluğun kovuğunda kendine yer edinebilen, rüzgarın sağrısında bir tutam yer açabilen, şu mahzun dünyalı belki sanatçı olmayı başarabilecektir.
Zaman, tanrının da, insanlığında, sanatında, yaşamında ve ne yazık ki saltıklıkla -kendisininde- kayıtsız, koşulsuz efendisidir.
Her şeyi bilen ve gören yalnızca odur!..

B a u delaire, L amartine'in biraz mistikleşmiş, soyutlam ala ra yer veren halidir. Ama bizde bü yük şair olarak tanınır, biçimsel yenilik yapamayan şair büyük değildir literatü r de ,


Görüntünün olası içeriği: 1 kişi








                                                                                                                                                                                     


                                                                                                                                                               

                                                    
Bir şehri bozup dağıtmak,tarihin en kadim şehirlerinden birini kimliksizleştirmek, tanınmaz hale getirmek, hong konglaştırmak, tüm bir memleketi dubaileştirmek, melez-yalaştırmak için bu milleti temsil ettiğini söyleyen insanların ihtirasına şaşmamak elde değil, peyga mberler ve ermişler ahir zaman da şöyle olacak böyle olacak demişler ama inanmazdım!! ne kadar da doğruymuş ya rabbim!!! gerçekten deccal gelecek, mesih ya da mehdi inecek, kadınlar erkek, er kekler kadın olacak, ve....kanalın yanına kanal, binanın yanına bina, zinanın yanına da zina eklenecek ve KIYAMET hakikaten kopacakmış ey tanrım, sen gerçekten var mısın !!! b akın İstanbul'u bir dolaşın, Z.Burnu ne hale gelmiş, hayalet kenti andırıyor, inanın denizin içine cüce gökdelenler yapmışlar boş ve inşaatlar sürüyor, tüm sahiller surlarla çevrili!!! şuna emin olun ki, iktidar satılık diyen bok yemiş,80 milyon satılık ve ihaleye çoktan çıkarılmış, kerhane ve meyhane cumhuriyetinin sonu bu aziz kardeşlerim, boşuna yas tutmayın, tek suçlu var oda toplum, 80 milyonluk sığır deposu!!! hemde başta aydın -cıkları olmak üzere, bok yemek işkence değildir diyen,kendinden başka herkese zırcahil diyen tasmalı köpeklerinizle ancak dış dünyaya pazarlanabilir ve ancak yer içer ve sıçabilirsiniz dünya arenasında, köpeklerde de görülür bu eğilim!!!! 30 milyon yabancı arabaya karşı ne yerli ara banız var sittin senedir,ne uzaydan haberiniz var,ne nükleer şeylere dönüp bakarsınız, sadece yer içer ve sıçarsınız siz en iyisik kedi köpeklerinize sarılıp uyuyun, ve dünyayı saran kadına şiddet dalgasıyla, tıpkı türban da olduğu gibi bir elli yıl daha uyuyun sığırlarım, çünkü güdülmekten sıkılmadınız 1923den beri, kim bilir daha ne kadar 1923 gelecek başınıza!!!! Celal Şengör gibi obezite kurbanı ermişleriniz der ki, Osmanlı en geri devlet birliğimizdi, HAYIR, cumhuriyet tarihin gördüğü azılı derecede geri kalmış tek devlet yapısıdır bilin ki... Belki çare aramaya kalkışır koyunlar, uçurumdan atlamazlar belki de !!!









                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder